ey yolcu! yol dediğin yorgun bir canavardır.

gittiler.

ana kız.

içimde birkaç çelişik duygunun at oynatışı.

kızımın uzun uzun sarılışı.

ilk defa böyle uzun.

ölümle randevum ne zaman?

ezgiler, diyor ölüm. şu anda. bilgisayar başında. boğucu yaz akşamı sıcağında.

küçücük bir kitaplık odasında.

kedim ayakucumda. aklanıp paklanıyor. birbaşınalığımızın farkında. umrunda değil ölüm.

beyaz kuzey cazı. jan garbarek. beyaz kuzey cazı da iplemiyor ölümü.

kullanılsa da eprimeyen kelimeler.

şekspiryen oldukları ilk bakışta belli olmayan kelimeler. kelimeler. kelimeler.

gittiler.

kelimeler.

bir döneme sessizce, birkaç saniyelik saygı duruşu. geçmiş bir döneme değil. kaç kez söyleyeceğim zamanı bir gölge bile sayamayacağımızı. bir yankı, bir ayna, bir dehliz, bir…

hep otobüsler, otobüsler.

bir iki tren yolculuğu.

uzun yol. uzun yolun büyüsü. uzun yolun nefesi.

uzun yolun hevesi.

yol.

sihir. büyü. cazibe. bilinmeyen. özgürlük. ağıt. sevinç. hayat. teker izleri. tekerlek izleri.

motor homurtusu. seninle ilgisi olmayan, yabancı uğurlayıcılar. tökez. duraksama. kaçamak bir geriye bakış.

yol. yol yol bir yol. ne başladığından ne bitmeyeceğinden haberdar. ne de üzerindekilerden.

giderim ben de.

geride kalmak kötü. geride kalmak istemem. kalan olmak kötü. kalmam. kalamam.

kaldım. kötüyüm.

yol uzun. uzun mu uzun.

kalmak uzun. kalmak iç burkucu. sızı. derin.

kalmanın müziği bastırıyor. makamı kırık.

notaları savruluyor.

annemlerden dönerken de kalmanın mı gitmenin mi olduğu belirsiz bir müzik dinlemiştim. dinlerdim.

yol akıyordu. hızla. üzerindekiler sabitti. gibiydi.

müzik biliyordu yolumun aktığını.

annemler bilmiyordu.

zaman hükmünü yürütecekti. zaman vardı. biraz. varım diye dalga geçiyordu.

ayrılacaktık.

geride kalan ben olacaktım. gitsem de.

kalsam da.

otobüsün içinde insanlar uyuyordu. bir bebek düş görüyordu.

bebeklerin ve kedilerin düş görüşleri güzeldir. bilirim. gördüm.

gülerler.

önümdeki adam sigara içilen eski güzel günleri özlüyor, sıkıntıyla debeleniyordu.

öte yandakiler gizlice öpüşüyorlardı.

ama hepsi uyuyordu. bebek, öpüşenler, sigara içemeyen adam.

uyumayan bendim. görüyordum yolu. akan yolu.

annemi, babamı. bensiz ihtiyarları. onlarsız beni.

geleceğin rahmindeki dipsiz ayrılığı.

nedensiz uçurum kıyısını.

binlerce kitabın son sayfasını.

yıllar yıllar sonra gelecek çocuğumu.

kucaklaşmamı.

ağzımdan tek sözcük çıkmayışını. aslında ne çok şey söylemek istediğimi.

eve dönüşümü.

eski günlerdeki gibi yatağın üzerine dergileri, kitapları, gazeteleri yayıp hepsine aceleyle, yavaş yavaş göz gezdirdiğimi.

uykumun gelişini, gözlerimin kapanışını, dalışımı.

perdenin rüzgarıyla uyanışımı. tekrar dalışımı. düş görüşümü.

Genel içinde yayınlandı | 1 Yorum

gerisi sadece…

yol bir başlangıcı ve bir sonu gerektirir mi? bir sonu gerektirmediği çok açık da, bir başlangıcı gerektirip gerektirmediği şüpheli!

***

bir hedefi gerektirir mi peki? yol gibi yolsa hedef kendisidir esasında, gerektirmez.

***

bir bedeli var mıdır? neyin bedeli yoktur ki onunki olmasın?

***

bedeli belki de başka yollardan vazgeçmeyi, onları görmemeyi, görmezlikten gelmeyi seçmektir.

***

ya yol, yol yolsa?

***

yola çıkanla yolda olan aynı kişi midir? bunu yola düşen herkes bilir: değildir.

***

itiraz ediyorum fernando pessoa! yola çıkanın ruhu yolun her tarafına kök salmıştır.

***

kabul ediyorum fernando pessoa: yola çıkmak, aslında, yol düşü görmek değil de nedir! gerisi sadece gök ve toprak!

***

bin pessoa’dan birinin, o başsız sonsuz yolcular yolcusunun çok bilinen (peki ya: iyi bilinen?) bir şiirine gelsin sıra şimdi:

***

yola çıkmak! yitirmek ülkeleri!
bir başkası olmak süresiz,
yalnız görmek için yaşamaktır
köksüz bir ruhu olmak!

kimseye ait olmamak, kendime bile!
durmadan gitmek, sonu olmayan
bir yokluğun peşinde
ve ona ulaşma isteği içinde!

böyle yola çıkmaktır yolculuk.
ama ben açık bir yol düşünden öte,
bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
gerisi sadece gök ve toprak.

(*) şiir: fernando pessoa, “düşsel ve gerçek”, çev: cevat çapan, sel, 2004, s.97.

Genel içinde yayınlandı | 1 Yorum

anlam yolculuğu

sevdiğim şeylerdir sözlükler. her türden sözlük; geneli, özeli, ansiklopediği, farketmez. canım sıkıldığında bir sözlüğü alır elime, rastgele karıştırırım orasını burasını. bazen olmadık kelimeler çıkar karşıma, sevinirim onları görünce tekrar, selam verir, hatırlarını sorarım. unuttuğum kelimelerden özürler diler, ilk fırsatta kendilerini kullanacağıma yemin billah ederim.

neyse, bu blogda ilk yapmamız gereken şey belki de “yol”un bellibaşlı sözlük anlamlarını vermekti. biliyorum hepsini zaten demeyin, okuyun, gözünüz eskimez, canınız acımaz. (belki de acır!)

yol a. 1. karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. 2. karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. 3. genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. 4. içinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer: su yolu. sel yolu. 5. yolculuk: yola çıkmak. yoldan kalmak. 6. gidiş çabukluğu, hız: bu vapurun yolu az. 7. davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. 8. uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik, meslek, kaide: duyguların eğitimi de en iyi sanat yoluyla olur. 9. kumaşta bulunan çizgi. 10. kez, defa. 11. mec. gaye, uğur, maksat: bu yolda çok emek harcandı. 12. mec. bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem: bu işi yapmanın bir yolu vardır. 13. elverişli durum, olanak. 14. adap, erkân, adet, usul. 15. kim. elektronlar, iyonlar veya moleküller gibi taneciklerin hareket ettiği iz, patika. 16. mantık. çözümleyici çizelgede, bir arada doğru olduğu varsayılıp, başlangıç önermelerinden başlayarak alt alta gelen önermelerden oluşan dizi. 17. coğ. tarîk. 18. biy. mecra. 19. müsaade, izin.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ben de diyorum ki sevgili franz: bir kafes aramaya çıktı, kuşun biri.

düz bir yolda yürüyor olsan, tüm ilerleme isteğine rağmen halâ** gerisingeriye** gitsen, o zaman bu ümitsiz bir durum olur; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik, bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, zeminin özelliğinden ileri gelebilir, umutsuzluğa kapılmamalısın.

***

sonbaharda bir yol gibi: tertemiz süpürülür süpürülmez yeniden kurumuş yapraklarla örtülür.

***

sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı; gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu.

(*) franz kafka, “aforizmalar”, çev: osman çakmakçı, iş kültür, 201o, ss. 12, 13, 37.
(**) alıntıların imlâsına -apaçık yanlış, dil sürçmesi, maddi hata değilse- el sürmem; ama bazı durumlarda karışmak kaçınılmaz olabiliyor. (dipnotun dipnotu: benim “halâ”m benden halâ bir yazı bekliyor!)

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

revan

yeterince görüldü. bütün kılıklara girdi gizli görüntü.
yeterince duyuldu. kentin uğultuları, akşamleyin ve güneşte, ve her zaman.
yeterince yaşandı. yaşamın durakları.
– ey uğultular ve gizli görüntüler!
yola çıkış, yeni sevgi ve yeni görüntüler içinde.

(*) arthur rimbaud.

Genel içinde yayınlandı | 2 Yorum

“yol kaderdir”

“çok yakında gidecek olan yıla elveda derken içkiyi biraz fazla kaçırmıştım ve cádiz sokaklarında nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum.

pazar yerine nasıl gidildiğini sordum. bir ihtiyar sırtını yasladığı duvardan kurtardı ve çok isteksiz bir biçimde, hiçbir tarafı işaret etmeden beni yanıtladı:

– sokağın sana dediğini yap.

sokak bana söyledi ve ben de vardım.

nuh, birkaç bin yıl önce, pusulasız, yelkensiz ve dümensiz bir yolculuk yapmıştı.

gemi, rüzgârın söylediği yöne doğru kendini bıraktı ve tufandan kurtuldu.”

(*) eduardo galeano, “ve günler yürümeye başladı”, çev: süleyman doğru, sel, 2012, s.401.
(**) müzik: stephan micus, “passing cloud”, the garden of mirrors.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

dünyaya çok var

bir “hikâye” olmamı istiyordun sen. “-di” olmamı.

hayır.

ben kendimi “masal” kıldım. “-miş” oldum.

***

masallar başı sonu belirsiz keçiyollarına benzemez. ama bu, keçiyolu gibi bir masal.

***

biri ötekinin yolu, öteki berikinin yolcusu olursa olacağı budur.

***

oysa birbirinden geçen, birbirine geçen, birbiriyle geçen iki yol olmalı. iki yol gibi görünmeyen iki yol. dünyanın bütün hallerinin, irili ufaklı, tozlu topraklı herşeyin üzerine sindiği, yüzeyini yola çevirdiği, benzersiz bir hikâye kattığı, o hikâyeyle tozunu toprağını suladığı iki yol.

***

biten yola “yol” denmez; “çıkmaz” denir.

***

kavislerin, sapakların, tümseklerin, çukurların, yokuşun, inişin, işaret levhaların, kesik çizgilerin, eriyen asfaltınla idin gözümde. gözüme dünya kaçtı, göremez oldum.

***

yol varmış, yol varmış.

(*) müzik: erkan oğur & yavuz çetin, “dünya”.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın